Hayat bir mucize! Bu ülkede ilerlerken karşınıza şekerlemeden evler, bin renkli kuşlar, yakut yüklü ağaçlar çıkacak en beklenmedik anda... Unutmamak için yazmalı! Bir masal gibi sonsuzluğa...

2 Şubat 2010

Bir gençlik arkadaşına veda... Salinger!



“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan SIKILIYORUM”...

Büyük harfler bana ait. Sözlerin bütünü ise, geçen hafta yaşamını yitiren efsanevi yazar Jerome David Salinger’a...

Edebiyat dünyasının en gizemli figürlerinden, ergenlerin büyük kahramanı, kimine göre “münzevi” kimine göre “şöhret kaçağı” Salinger, başyapıtı The Catcher in the Rye/ Çavdar Tarlasında Çocuklar’a bu cümlelerle başlamıştı.

1919’da Yahudi bir baba ve İrlandalı Katolik bir annenin çocuğu olarak New York’ta dünyaya gelen Salinger, yayımladığı az sayıda kitabın ardından (Çavdar Tarlası’nda Çocuklar, Dokuz Öykü, Franny ve Zooey, Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar! - Seymour: An Introduction, Hapworth 16, 1924) toplumun ilgisinden, sosyal hayattan, New York’tan kaçarak New Hampshire’a yerleşti. 1974’de verdiği son röportajında “Kitap yayımlamamakta harikulade bir huzur var” diyerek ortalıktan kayboldu ve yaşamının geri kalanında medyadan uzak durmaya, fotoğraf çektirmemeye, kendisi hakkında yazılan yazıları hukuki yollara başvurarak engellemeye çalıştı. Hayattaki en büyük kaygısı kuşkusuz kapalı ve gizli kalabilmekti.

Belki de bu yüzden çok popüler bir yazar değildi Salinger. Ölümünün ardından Internette bir tur attığımda, hakkında doğru düzgün bir metne rastlayamadım. Henüz çok iyi tanımayanlar ve merak edenler için özetlemek gerekirse; Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar ve kitabın başkahramanı Holden Caulfield’ın Amerikan edebiyatı ve ergen romancılığı denince hala ilk akla gelen isimler olduğunu söyleyebiliriz.
16 yaşındaki Holden karakteri, öfkeli ve eğlenceli bir başkaldırı ikonu olarak kitabın yazınsal başarısını bile geride bırakıp, ergen dünyasında hala yaşayan kült bir figüre dönüştü ve yaklaşık son 50 yılda dünyanın dört bir yanında genç kuşakların hezeyanlarını paylaştı. Salinger’ın başarısının en büyük sırrı hem ergenler adına konuşarak, hem ergenlere seslenerek, hem de ergenlerin o alabildiğine dürüst ve kendine özgü dilini kullanarak yazmasındaydı. Ergenlerin dünyaya dair en gizli yargılarını sahiplendi. Özellikle kurduğu enerjik ve gerçekçi diyaloglar, yapıtlarının ilk yayımlandığı yıllarda yazın dilinde bir devrim olarak nitelendi ve çoğu eleştirmen tarafından Salinger’ı farklı kılan en önemli niteliği olarak gösterildi.

Kendisiyle yapılan bir röportajda “İnsanlardan sadece hoşlanıyor olmaktan yoruldum. Tanrıdan, saygı duyabileceğim birileriyle karşılaşabilmeyi diliyorum” diyen Salinger’ın yarattığı Holden karakteri, belki de tüm yaşamı boyunca kendi içinde taşıdığı öfkenin imgesi ya da yansımasıydı. İnsanlar arasında olmaktan duyduğu tükenmişliğe dair en uç ifadesi ise şu olmuştu: “Mutlak bir hiç kimse olma cesaretini bulamamaktan yorgunum”.